Hoşgeldiniz

Ana Sayfa Profilim Arşiv Mutluperi2000

Hakkımda

Bloguma hoşgeldiniz. Burada aradığınız herşeyi bulabilirsiniz. Yorum yazmayı unutmayın. Benim adım Dilannur. 11 Mart, 2000 yılında doğdum. Blog yapmayı çok seviyorum. Lütfen istek isteyin. İstediğiniz herşeyi yapıyorum. Blogunuzu da düzenleyebilirim. İyi eğlenceler. Her sayfayı dolaşın. Ziyaretiniz için teşekkürler...


Kategorilerim



Yazılarım

MERHABA
DOLLZ HİKAYELERİM
AVATARLAR
AVRİL LAVİGNE AVATARLARI
TEMSİLİ KIZLAR
TWİLİGHT421'İN İSTEKLERİ
İSTEK ALIYORUM
AVATARLAR
MELİS HANIM
MISIR ASTROLOJİSİ
BURCUNUZA GÖRE TATİL
BURÇLARI DİDİKLEDİK
BURCUNUN KADINI MISIN
BURCUNUZA GÖRE YAŞAM MEKANLARI
TÜRK ASTROLOJİSİ
FENG SHUİ BURÇLARI
2000. YAZIM
YENİ TASARIMIM
ŞABLON YAPIYORUM
YAZILI GİFLER
HALLOWEEN GİFLER
İMZALARINIZ İÇİN USERBARLAR
CALANTHE'NİN DOĞUM GÜNÜ HEDİYESİ
NOT KUTULARI
AVATARLAR


Arkadaşlarım

kizlaricin
bilgilerledolu
gizemliwinx
winxbestebuse
96bloom96
bloomcansubloom
sihirperisi
bloomejderha
bloomcum
nisankiz
buselin
pembeliperi
guneskiz
crazygirl02
tatlikizesra
buketimm
mitanasignora
busembloom
caliskankizzlar
busekizdanbanner
harikawinxler
kucukkelebekler
esraningunlugu
tatlibaby
busras
happyelif
eglenceliodev
winxsizlerle
zuzuu96
renklikelebekhepsici
4perikiz
kristalperisi
buseningunlugu
saripamuk
2cemre
katzchen


Bağlantılarım

* Sanal Dünyam
* Winx Club Dünyam








Eğlence









Image Hosted by ImageShack.us

JELİBON HİKAYEM

[Resim]
Jelibon fabrikasında binlerce jelibon yaşarmış. Ama aralarında bir jelibon varmış ki... İşte o çok yaramazmış. Adı da "Turuncu Jelibon Suat" imiş.
[Resim]
Suat hep boş yerlere tuvaletini yaparmış. Sonra da çok pis kokarmış.
[Resim]
Arkadaşları onu bir gün aralarından dışlamış.
[Resim]
Suat da çok kızgın olduğu için en iyi arkadaşını yukarda olduğu gibi onun deyişiyle "gebertmiş."
[Resim]
Sonra diğer bir arkadaşını da bıçaklamış. Ayırdığı yerleri yemiş.
[Resim]
Annesini de bu şekilde öldürmüş.
[Resim]
Suat en sonunda yalnız kalmış. Tüm yakınlarını öldürmüş.
[Resim]
Ama burada suçlu olan arkadaşları. Onu dışlamak yerine, kibarca hatasını anlaması gerektiğini söyleyebilirdi. Ve sonra, Suat bu acıya dayanamayıp kendini astı.

Tarih: 12:32, August 3, 2008 Kategori: Hayat Hikayeleri
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

İNSANLIK

Shay,diğer çocukların öğrendikleri gibi öğrenemeyen,diğer çocukların anlayabildikleri gibi anlayamayan engelli bir çocuktur.
Shay ve babası bir gün parkta gezerken Shay’in tanıdığı birkaç çocuğun baseball oynadıklarını görürler.Shay sorar:

-Acaba oynamama izin verirler mi?

Shay'in babası çoğu çocuğun Shay gibi bir çocuğun takımlarında oynamasını istemeyeceklerini ama aynı zamanda eğer oğluna izin verirlerse oğlunun o çok ihtiyacını duyduğu,engellerine rağmen başkaları tarafından kabul edilmenin özgüveni ve sahiplenme duygusunu vereceğini de biliyordu.
Shay'in babası çocuklardan birinin yanına yaklaşır ve (fazla birşey beklemeyerek) Shay'in oynayıp oynayamayacağını sorar.Çocuk söyle danışabileceği birilerine bakar ve sonra:

-Şu anda 6 sayı gerideyiz ve oyun sekizinci turunda.Herhalde takıma girebilir ben de onu dokuzuncu turda vurucu olarak sokmaya çalışırım,der.

Shay büyük bir gayretle takımın yanına gider ve yüzünde kocaman bir gülümseme ile takım t-shirtini giyer.Babası gözünde yaş,kalbi sıcak duygularla dolu onu izler.Çocuklar oğlunun kabul edilmesinden dolayı babanın mutluluğunu görürler. Sekizinci turun sonunda Shay'in takımı birkaç puan kazanır ama hala 3 sayı geridedirler.

Dokuzuncu turun başında Shay eldiveni eline geçirir ve sağ acık sahaya çıkar.Ona doğru hiç top isabet etmemesine rağmen oyunda olmaktan son derece mutludur ve babası ona tribünlerden el salladığını gördüğünde yüzünde kocaman bir gülümseme vardır.

Dokuzuncu turun sonunda Shay'in takımı puan kazanır.Oyunu kazanma şansı ortaya çıkar ve topa vurma sırası Shay'e gelir.Bu noktada Shay'in vurucu olmasına izin vererek oyunu kaybetme riskini mi almalıydılar?

Şaşırtıcı bir hamleyle Shay'e sopayı verirler.Herkes topa isabet ettirme şansının sıfır olduğunu biliyordu.Çünkü bırakın topa vurmayı,Shay sopayı bile elinde tutmasını bilmiyordu.Ama Shay sahaya çıktığında top atıcı,diğer takımın kazanma şanslarını bir kenara bırakarak Shay'e bu fırsatı tanıdıklarını görünce birkaç adım öne giderek yumuşak bir şekilde topu Shay'e dogru fırlatır. Shay ilk topa zorlukla sopayı savurur ama ıskalar.Atıcı tekrar birkaç adım öne doğru gelir ve topu yine yumuşak bir şekilde Shay'e doğru atar.

Shay sopayı savurur ve hafifçe topa dokunarak yere atıcıya doğru vurur.Oyun şimdi bitecektir.Atıcı topu yerden alır ve ilk kaledeki adamına kolaylıkla atabilecek ve Shay'i sobeleyerek oyunu bitirebilecektir.Ama atıcı topu alır ve ilk kaledeki adamının başının üzerinden diğer takım arkadaşlarının erişemeyeceği yere fırlatır. Tribünlerdeki herkes ve iki takımda bağırmaya başlarlar,

-Shay,ilk kaleye koş,ilk kaleye koş.

Shay hayatında hiç bu kadar uzağa koşmamıştır ama ilk kaleye gidebilir. Şaşkınlıktan büyümüş gözleriyle yere çöker.Herkes bağırmaya devam eder:
-İkinci kaleye koş,ikinci kaleye koş.

Shay nefes nefese zorlukla ikinci kaleye koşar.Shay ikinci kaleye geldiği sırada açık sahada diğer takımdan biri topu alır.
Takımın en küçüğü olan bu çocuk kahraman olma şansını elinde tutuyordur.Topu ikinci kaledeki adamına atabilirdi ama top atıcısının niyetini anladığından o da kasıtlı olarak topu üçüncü kaledeki arkadaşının başının üzerinden atar.Herkes bağırıyordur,
-Shay,Shay,Shay,bütün yolu koş Shay.

Karşı takımdan biri yardım ederek onu üçüncü kaleye doğru döndürmesiyle Shay üçüncü kaleye koşar.
-Üçüncüye koş Shay,üçüncüye koş.

Shay üçüncüye gelirken diğer takımdaki çocuklar ve seyirciler ayağa kalkmışlar ve bağırıyorlardı,
-Shay,hepsini koş,hepsini koş.

Shay hepsini koşar ve oyunu takımı için kazanan bir kahraman olarak herkes tarafından alkışlanır.

-O gün,der babası,gözlerinden yaşlar aşağıya doğru süzülerek,iki takımdaki çocuklar da dünyaya bir parça sevgi ve insanlık getirmeyi başardılar.

Shay bir sonraki yaza yetişemez,o kış ölür.Bir kahraman olduğunu ve babasını mutlu ettiğini, ve eve geldiğinde annesinin de gözyaşları içinde onu kucakladığını asla unutmaz.


Tarih: 20:43, Temmuz 20, 2008 Kategori: Hayat Hikayeleri
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

MAVİ GÖZLER

Resim

İlk doğduğu günden beri herkes onun gözlerine bakar, ‘ne güzel gözleri var’ derdi. Gerçekten de güzel bir kız çocuğuydu. Mavi gözleri, altın sarısı saçları ve sevimliliği gittiği her yerde herkesin dikkatini çekerdi. Her seferinde herkes onun mavi gözlerine imrenir, mavi gözlerle ilgili övücü sözler söylerlerdi. Annesi onu dizine yatırır, ‘mavi gözlüm’ diye severdi.
Günler geçtikçe kız mavi gözlerinin bir ayrıcalık olduğunu; güzelliğinin, kendisi ile ilgilenilmesinin sırrının mavi gözleri olduğunu keşfetti. Henüz üç-dört yaşlarında idi. Her arkadaşının göz rengine bir kusur buldu. Gözleri maviden başka olanlarla dalga geçiyor, onların gözlerini alaya alıyor ve en kötüsü gözlerinin maviliği ile büyükleniyordu.
Annesi çalışan bir kadındı, işe gittiğinde onu kreşe bırakıyordu. Çocuk anne sıcaklığını duyamamanın ezikliği ile sürekli ağlıyordu. Bakıcıları ne kadar iyi de olsalar annenin yerini tutamıyorlardı tabiî.
Günlerden bir gün yine annesi onu kreşe bırakıp işe gitti. Çocuk arkasından ağlamaya başladı. Bir türlü susmak bilmiyordu. Diğer çocuklar ve bakıcılar bundan rahatsız oluyordu. Bakıcılardan biri küçük kızın mavi gözlerinden dolayı kaprise girdiğini, onlarla övündüğünü biliyordu. Ağlayan kızın yanına geldi ve ona, ‘tatlım, eğer ağlarsan mavi gözlerin kahverengi olur’ dedi.
Dakikalardır ağlayan kız bir anda susuverdi. Bakıcının gözlerine bir daha baktı. Arkadaşlarının gözlerine bir daha baktı. Ayrıcalıklı olmanın mavi göz olduğunu yeniden hatırladı. Bakıcıya emin olmak için sordu:
- Gerçekten ağlarsam mavi gözlerim kahverengi mi olur?
- Evet, hem de sonsuza kadar.
Mavi gözlü kız ne zaman ağlamaya kalksa ona hep, ‘mavi gözlerinin kahverengi olacağı’ hatırlatıldı. Bu durumu annesine söylediklerinde annesi de bir kahkaha attı. Çocuk evde ağlamak istediğinde annesi, ‘ağlarsan mavi gözlerin kahverengi olur’ dedi.
Kısa bir zaman sonra bu durum çocukta bir saplantı oldu. Ve mavi gözlerini kaybetmemek için yıllarca ağlamadı. O ağlamadığı için herkes mutlu idi. Kreşteki bakıcılar o ağlamadığı için daha fazla kahkaha atmaya zaman buluyorlardı. Annesi o ağlamadığı için evdeki işlerini kolay yapıyor, makyajına daha fazla zaman ayırıyordu.

Yıllar geçip gitti, kız büyüdü, serpildi, mavi gözleri, sarı saçları ile güzel bir kız oldu. Artık yirmi yaşlarına gelmişti. O mavi gözlerinden, sarı saçlarından dolayı bütün gözler her zaman olduğu gibi ondaydı. Annesi onun bu güzelliği ile gurur duyuyordu.
Bir bahar sabahı uyandıklarında mavi gözlü kızın annesinin hasta olduğu anlaşıldı. Doktor doktor gezdirdiler, derdine bir türlü çare bulamadılar. Gitmedikleri doktor kalmadı. Kadın mavi gözlü kızının gözleri önünde eriyordu. Ama mavi gözlü kız annesinin bu durumuna üzülmesine rağmen gözlerinden bir damla yaş gelmiyordu.
Birgün mavi gözlü kızın babası bir komşularının tavsiyesi ile ermiş bir adama götürdü hasta kadını. Ermiş, kadına bakınca ‘bu derdin sadece bir çaresi var’ dedi. ‘Üç gün üç damla göz yaşı içecek. Dördüncü gün ayağa kalkacak’ dedi. Herkes sevindi. ‘Bundan kolay ne var’ dediler. ‘Birimiz ağlarız içiririz göz yaşımızı’ dediler. Ermiş, ‘kolay gibi görünüyor ama o kadar kolay değil, bu göz yaşı mavi gözlü olan kendi kızının gözyaşı olacak’ dedi.
Eve geldiklerinde mavi gözlü kızın gözyaşını istediler. Annesini çok seven mavi gözlü kız onu kurtarmak için ağlamak istedi günlerce, aylarca ama gözünden bir damla yaş gelmedi. Mavi gözlerini kaybetmemek için yıllardır ağlamamıştı. Bu sebepten ağlamayı unutmuştu.
Mavi gözlü kız bir türlü ağlayamıyor, günler geçtikçe annesi gözlerinin önünde eriyip gidiyordu. Topu topu üç damla yaş çıkaracaktı gözünden. Ama olmuyordu.

Bir gün günbatımında kadın kızını yanına çağırdı. Kızının dizine kafasını koydu. Açık pencereden batan güneşi görebiliyordu. Bir ‘ah’ çekti. ‘Ben ölürsem üzülme kızım. Suçlusu sen değilsin. Ben senin gözyaşlarını kurutarak kendi ölümümü kendim hazırladım. Ben öldükten sonra birgün ağlamanı dilerim’ dedi.
Kız annesinin bu sözlerinden o kadar duygulandı ki gözleri dolmuştu. Her an ağlayıp, annesini kurtarabilirdi. Biraz daha zorladı kendisini ve gözlerinden bir damla yaş süzülerek yanaklarından akmaya başladı. Yanaklarından süzülen damlalar annesinin dudaklarına düştüğünde dizinde soğuk bir bedenin varlığını hissetti sonra. Mavi gök yüzünü siyah bir örtü kaplamış, artık gün batmıştı.


Tarih: 16:23, Hazirane 11, 2008 Kategori: Hayat Hikayeleri
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

GERÇEK BİR DOSTLUK HİKAYESİ

Çok samimi iki dost ve arkadaşlardı. Fakat bir tanesi çok kurnaz atılgan ve hareketli, diğeri ise çok saf, dürüst ve sessizdi. Bir gün kurnaz olan arkadaş , diğer arkadaşın yanına giderek işlerinin bozulduğunu söyler ve kendisinden para ister. Samimi dostu onu hiç kırmaz ve elindeki bütün parayı arkadaşına verir. Arkadaşı bu parayla işlerini düzeltir. Bir süre sonra kurnaz olan yine arkadaşının yanına gider ve arkadaşının evlenmek üzere olduğu nişanlısını çok
beğendiğini ve kendisine vermesini ister. Arkadaşı çok şaşırır, ne diyeceğini bilemez.Fakat aralarında o kadar kuvvetli bir sevgi vardır ki arkadaşına hayır diyemez, nişanlısını arkadaşına verir.

Zaman içinde Saf olanın işleri bozulur ve birden arkadaşı aklına gelir
ben ona sıkıştığında iyilik yapmıştım diyerek arkadaşının iş yerine gider
ve kendisine çalışması için iş vermesini ister. Arkadaşı ona iş vermez. Bizimki pişmanlık ve üzüntü içinde geri döner ama yinede arkadaşına kızamaz. Bir gün sokakta dolaşırken yanına hasta ve yaşlı bir adam yaklaşır. Fakir olduğu için ilaç alamadığını söyler. Bizimki yaşlı adamcağıza acır, istediği ilaçları alır ve adamcağıza verir. Kısa bir süre sonra yaşlı adamın öldüğünü duyar. Yaşlı adam çok zengindir ve bütün mirasını kendisine bırakmıştır.

Saf adam artık zengindir. Biraz da sevdiği dostuna olan kırgınlığıyla dostunun iş yerinin karşısında bir ev alır ve oraya yerleşir. Bir gün evinin kapısını dilenci bir kadın çalar. Yaşlı kadın çok aç olduğunu, kendisine yemek vermesini ister. Bizim saf hiç düşünmeden kadını içeri alır karnını doyurur, Kimsesi olmadığını
öğrendiği kadına; Kendisinin de yanlız olduğunu söyler ve bu evde birlikte
yaşıyalım sen evin işlerini ve yemekleri yaparsın der, yaşlı kadın hiç
düşünmeden kabul eder. Bir süre sonra yaşlı kadın bizimkine, kendine
uygun bir kız bulup evlenmesini söyler. Bizimki böyle bir kızı nasıl
bulacağını, kendisinin tanıdığı olmadığını söyler.Yaşlı kadın ona uygun bir
kız tanıdığını ve kendisiyle görüştürebileceğini söyler. Görüşmeler
sonucunda evlenmeye karar verilir ve düğün davetiyeleri basılır. Bizimkisi
kırgın olduğu halde çok samimi dostunu yinede unutamamıştır. Biraz da
geldiği konumu görmesi açısından samimi arkadaşına da davetiye gönderir .
Düğün günü gelir çatar. Saf adam düğün salonunda bir şeyler söylemek
isteğiyle mikrafonu alır ve başlar yaşadıklarını anlatmaya; Eskiden çok
sevdiğim bir dostum vardı. Bir gün işleri bozulunca benden borç para istedi elimdeki bütün parayı verdim. Evlenmek üzere olduğum nişanlımı çok beğendiğini söyleyerek benden istedi. Çok üzülerek onu da kendisine verdim . Çünkü biz gerçek dosttuk onun üzülmesini istemedim. işlerim bozulduğunda onun fabrikasına gittim ve çalışmak için kendisinden iş istedim. Bana iş vermedi. çok üzüldüm, ama yinede arkadaşıma kızmıyorum .Çünkü biz gerçek dosttuk. Bu konuşma üzerine kurnaz olan arkadaşı daha
fazla dayanamaz mikrofonu eline alır ve başlar konuşmaya;
Benim de bir zamanlar çok sevdiğim bir dostum vardı.
İşlerim bozulduğunda kendisinden para istedim, bütün parasını bana verdi.
Sonra ondan nişanlısını istedim, üzülerek nişanlısını da verdi. Nişanlısını
istememin nedeni o kadının arkadaşıma layık olmamasıydı (Hayat kadınıydı)
Kendisi çok saf olduğu için arkadaşımı o kadından bu
şekilde kurtardım.İşleri bozulduğunda gelip benden iş
istedi, Arkadaşımı kendi emrimde çalıştıramazdım, o yüzden iş vermedim.
Günün birinde karşılaştığı yaşlı adam benim babamdı. Babam ölmek
üzereydi, onu arkadaşımın yanına ben gönderdim ve mirasını ona ben bıraktırdım. Evine gelen dilenci kadın benim annemdi.Ona bakıp iyi yaşamasını sağlamak için gönderdim. Şu anda evlenmekte olduğu kız de benim kız kardeşim. Onu arkadaşımla evlenmesine ben ikna ettim.

Değerli misafirler, işte biz böyle dostuz...


Tarih: 15:45, Nisan 26, 2008 Kategori: Hayat Hikayeleri
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

BİR BEBEĞİN GÜNLÜĞÜ

5 Ekim: Bugün var edildim. Buradayım. Varım. Müthiş bir duygu bu. Var olduğumu henüz annem ve babam bilmiyor.

Bir elma çekirdeğinden bile küçüğüm. Ama ne de olsa, ben benim. Varım ya! Bu bana yetiyor. Henüz bedenim belli belirsiz, yüzüm yok ama, varlığımı ve benliğimi hissedebiliyorum. Bir kız olacağım ve baharda çiçekleri seveceğim.

19 Ekim: Biraz büyüdüm. Kımıldamam mümkün değil. Annem henüz farkında değil ama onun kanıyla besleniyorum. Kalbini dolaşıp gelen sımsıcak kan bana geliyor. Beni sevecek bir kalbin kıpırtılarını şimdiden hissediyorum. Annem beni çok sevecek. Annem için güzel bir sürpriz olacağım.

23 Ekim: Hiç göremediğim bir el ağzımı biçimlendirmeye başladı. Dudaklarımda onun dokunuşunu hissediyorum. Bu "el"in dokunduğu yerler dudağım damağım oluyor. Düşünün bir yıl sonra bu elin dokunduğu yerde tebessümler açacak, güleceğim. Dudağımdan ve dilimden sözler dökülecek. Herhalde önce "Anne!" diyeceğim. Anne duyuyor musun beni? Seninle konuşacağım. Sana güleceğim. Kimilerine göre hâlâ daha var değilmişim Nasıl olur? Varım ve gülücükler sunacak dudaklarım da olmak üzere ya Hem sonra bir ekmek kırıntısı ne kadar küçük olursa olsun yine ekmektir. Öyle değil mi anneciğim? Ah bir konuşabilsem!

27 Ekim: Bugün pek mutluyum. İçimde tatlı bir kıpırtı başladı. Artık bir kalbim var. Kalbim atmaya başladı. Hayatım boyunca böyle atıp duracak. Sevgilerle dolduracağım kalbimi. Tıpkı anneminki gibi... Annem bedeninde iki kalbin birden atmaya başladığını bilseydi ne kadar sevinirdi! Duyuyor musun anne?

2 Kasım: Her gün biraz daha büyüyorum. Kollarım ve bacaklarım da biçimlenmeye başladı. Hele bir büyüsün kollarım bak nasıl kucaklayacağım seni anneciğim. Şu ayaklarım da tamamlansın da, beraber çiçekli bahçemizde yürürüz. Belki birlikte okula gideriz.

12 Kasım: Ah evet Bunlar, bunlar ne kadar sevimli ve küçük şeyler. Aman Allah'ım parmaklarım da çıkmaya başladı. Bunlarla çiçek toplayacağım, annemin elini tutacağım, kalem tutacağım. Belki de güzel bir şiir yazacağım. Anneciğim, orada mısın? Ellerimi ellerinin arasına koymak için sabırsızlanıyorum.

20 Kasım: Oh, nihayet.. Annem doktora gitti. Burada olduğumu öğrendi.. Yaşasın! Doktor teyze özel bir cihazla gördü beni. Ultrason diyorlarmış. Resmimi bile çekti. Sevinmiyor musun anneciğim? Seneye kalmaz kollarının arasında olacağım

25 Kasım: Artık babam da burada olduğumu biliyor. Fakat henüz kız olduğumun farkında değiller. Onlara sürpriz yapacağım..

10 Aralık: Bugün yüzüm tamamlandı. Artık iki güzel gözüm, bir küçük burnum, dudaklarım ve yanağım var Anneme benziyorum galiba

13 Aralık: Artık çevreme bakabiliyorum. Etrafım çok karanlık ama olsun. Yine de mutluyum. Yaşıyorum ve varım. Kısa bir süre sonra gün ışığını görebileceğim, renkleri ve çiçekleri tanıyacağım. Rüyamda gördüm. Dünyada gökkuşağı diye bir şey varmış.. Onu çok merak ediyorum.. Anneciğim, babacığım sizin yüzünüzü de göreceğim. Tanışacağız. Mutlu olacağız. Gülüşeceğiz..

24 Aralık: Kulaklarım daha iyi duyuyor artık. Anneciğim, senin kalbinin seslerini duyuyorum. Benim kalbimin atışlarını da sen duyabiliyor musun? Hatta sesini bile tanıyabiliyorum. Sesin ne kadar tatlı Hiç duymadığım bir şey bu Güzel ve sağlıklı bir kız olacağım. Kollarında uyuyacağım, yüzüne bakacağım, o tatlı sesini dinleyeceğim. Benim için ninni de söyleyecek misin anneciğim? Sen de beni özlüyorsundur mutlaka Beni koklayacaksın.. Çok seveceksin, değil mi?

28 Aralık: Anne burada bir şeyler oluyor. Doktor abla neden mutsuz bakıyor böyle... Sen acı çekiyor gibisin. Kalp seslerin değişti... Sustun. Benimle niye konuşmuyorsun anne? Anne Anne Anneciğim Yüzümde soğuk bir şey hissediyorum. Anne, yüzümü parçalıyorlar... Anne bir şeyler yap Anne Kolumu çekiyorlar anne Canım yanıyor anne... Anne Ayaklarımı parçalıyor bu şey anne... Beni sana bağlayan damarı kopardılar anne Anne kalbimi parçalıyorlar Anneciğim Anne...

Ah! Kürtajınız tamamlandı hanımefendi. Geçmiş olsun


Tarih: 17:39, Nisan 24, 2008 Kategori: Hayat Hikayeleri
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı
<- Son Sayfa Sonraki Sayfa ->



Mutluperi2000